İhanetin Adı Dersim

 

İhanetin Adı Dersim!.. / - ÜMİT ZİLELİ                    

 Cuma, 21 Kasım 2008

 

Sonunda bu da oldu ve nedense ben hiç şaşırmadım!..

Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu binasında düzenlenen “Dersim Soykırımı” konferansında Prof.

Dr. Ronald Mönch, Dersim’de (Tunceli) yaşananların insanlık suçu olduğunu vurguladı ve şu sözleri söyledi:

- Atatürk ve dönemin Bakanlar Kurulu üyeleri ile üst düzey askeri yetkilileri yaşasalardı savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekirdi!..

Yani?.. Yani, 1937’de, Türkiye sınırları içinde ağaların çıkardığı isyanı bastıran Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve arkadaşları, düpedüz soykırımla suçlanmaları bir yana, sanki yabancı bir ülkenin topraklarına tecavüz ederek bu suçu işlemişçesine “savaş suçlusu” olarak da ilan edildiler!..

Peki, Prof. sıfatlı Mönch bu konuşmayı cehaletinden mi yaptı?.. Tabii ki hayır!.. Diğer konuşmacıların konuşmaları ve sonuç bildirgesini bu alçakça konuşmanın yanına koyduğunuzda, amaç ve hedef olanca çıplaklığı ile ortaya çıkıverdi!..

Aynı toplantıda Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı Hilda Çoboyan da bir konuşma yaptı. İşte söyledikleri:

- Dersim Kızılbaşlığı, paganlık, Hıristiyanlık ve Alevilik karışımıdır… Osmanlı döneminde çok sayıda Ermeni Dersim’e gelip din değiştirdi…

İyi mi?.. Şimdi bu konuşmayı Mönch’ün konuşmasının yanına koyun, ne çıkıyor?.

- Dersim Türkiye’ye ait değildir, üstelik Müslümanlıkla da ilgisi yoktur. Ermeni yoğunluğu fazladır. Öyleyse Atatürk’ün yaptığı hem soykırım hem de savaş suçudur…

Şu haysiyet düşkünlüğüne bakın…

***

Konferansta Türkiye Cumhuriyeti’nin iki milletvekili ile bir belediye başkanı da vardı…

DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk fazla konuşmadı, yalnızca “Üstümüzden ordular geçti” dedi.. DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ise Dersim isyanında Türk askerlerinin hamile Kürt kadınlarının karınlarını deşerek cinsiyet tespiti yaptıklarını anlattı… Halis, kendi sözlerinden heyecana kapılmış olsa gerek ki, soykırım değil isyan sözcüğünü kullandı!..

Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil de Tunceli’deki yol yapım çalışmalarını şu sözlerle Dersim katliamına bağladı:

- 1930’lu yıllarda yapılan Dersim Harekâtı tekrarlanmak isteniyor!..

Yani başkana göre, devlet yeniden katliam yapmak için öncelikle Tunceli’nin yollarını yapıyor!..

- Şu hastalıklı kafaya bakın…

Sonra ne oldu?.. Hepsi el ele verdi, Dersim olaylarının “soykırım” olduğu bir güzel karara bağlandı ve Türkiye’nin soykırım mağdurlarına tazminat ödemesi talep edildi.

- Tıpkı Ermeni talepleri gibi!..

***

Gelelim Dersim meselesine…

Dersim bir soykırım, bir katliam mıydı?.. Hayır, Dersim, Kürt ağalarının Şeyh Seyid Rıza önderliğinde, köleliğin, ırgatlığın dolayısıyla feodal düzenin sürmesi için Cumhuriyet rejimine başkaldırdığı bir isyandı…

- Üstelik dış destekli hain bir isyandı!..

Belgesini mi soruyorsunuz, buyurun; isyanın liderinin 30 Temmuz 1937 tarihinde İngiliz Dışişleri Bakanı’na gönderdiği “Dersim Generali Seyid Rıza” imzalı mektubu okuyun:

- Üç milyon Kürt benim sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyor…

Bu mektubu 1987 yılında Londra Public Record ofisinde bizzat ben buldum ve Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısına da kapak oldu!.. İşte, Dersim toplantısının gülleri, önceden tasarlandığı apaçık ortada olan, liderinin kendisine “general” rütbesi yakıştırdığı bu ihanet isyanına “soykırım” etiketi yapıştırıyorlar!..

Yoksa Prof. sıfatlı Mönch, “savaş suçlusu” ilan ettiği kişinin 1930’larda Hitler rejiminden kaçan bilim adamlarına kucak açtığını bilmez mi?.. Soykırım diye yırtınan Hilda Çoboyan, Atatürk’ü hem de o yıllarda bizzat Yunanistan Başbakanı Venizelos’un “Nobel Barış ödülüne” aday gösterdiğinden habersiz olabilir mi?.. Peki, en alçakça yalanları Avrupa Parlamentosu salonlarından dünyaya haykıran Songül, Aysel, Şerafettin üçlüsü Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılında UNESCO tarafından olağanüstü bir devrimci, dünya barışının öncüsü, insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz devlet adamı ilan edildiğini bilmeyecek kadar cahil olabilirler mi?..

- Yoksa insan vasıfları mı yetersiz?..

 

Cumhuriyet.com.tr

 

 

“DERSİM“ DERSİ

Altemur Kılıç - 25 Kasım 2009

 

http://ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5709&Itemid=10

www.ha-ber.com                                                                                                   

 

Onur Öymen'in "açılım" konusunda, "Dersim İsyanı" ve bu ayaklanmanın anlamını ve nasıl bastırıldığını hatırlatması iktidar ve yalakaların, "açılım" konusundaki fiyaskoyu örtbas etmelerine vesile oldu! Öymen'in tam ne söylediği de, "kuru-ıslak" AK gürültüden işitilemedi!

Öymen, adeta, "günah keçisi"! "Kurbanlık" yere yatınca, bıçaklarını bileyenler, hatta kurbanın boynuna yapışan çok olur... Bu konuda da böyle oluyor. Sağdan, soldan vuruyorlar Öymen'e! Ona "Monşer" diyorlar. "Monşer" Erdoğan'ın, bir iki istisnayla hepsi vatansever, ülke çıkarlarını koruyan, Hariciyecilerimize yakıştırdığı, yakışıksız lakap.

 

DERSİM

 

Onur Öymen, diplomat olarak, milletvekili olarak, milli çıkarlar için, her alanda, her cephede dövüşüyor... Ama liboşlardan alıntı, iddialara göre, Kardak krizini o çıkarmış, Almanya, AB ilişkilerini germiş. Meğer ne muzur adammış! Şimdi onu, fotoşopla Hitlere bile benzettiler! Maalesef, Öymen'e, şu sırada sahip çıkmaları gerekenler de, bu haksızlıklara, saptırmalara seyirci kalıyorlar. Çünkü "Dersim" hassas bir konu, netameli bir kelime... Bazıları için, sözde "zulmün", bazılarımız -Öymen- için ise devlete karşı tüm Kürt isyanlarının, Atatürk ölmeden O'nun bilgi ve talimatıyla ve radikal tedbirlerle bitirilmesindeki son nokta! Atatürk manevi kızı Sabiha Gökçen'e, uçağıyla tadıp harekâtına katılması emrini vermiş, tabancasını da, her ihtimale karşı, kızına vermişti.

Onur Öymen'e saldırırken, bu hakikatleri ve Dersim isyanının, gerçek anlamını söylemiyorlar... Eğer Türk Ordusu, o radikal harekâtı yapmasaydı neler oldu, söylemiyorlar! Atatürk'e, şimdilik, vuramazsanız, "Vurun Öymen'e"!

 

BUGÜN

 

Hakikatte, TC Devletine karşı ayaklanma, 1938'de, Dersim'de bitirildiği noktadan, 1984'de Eruh ve Şemdinli'de, APO/PKK tarafından yeniden başlatıldı... Dersim'de hevesleri kursaklarına tıkılmıştı!

"Dersim İsyanı" da Şeyh Sait, Koçgirı, Ağrı isyanları gibi yabancı ajanların kendi çıkarları için tahrik ettikleri "bölücülük" ayaklanmasıydı. Ve son hedefi, gene yabancılara yarayacak "Büyük Kürdistan" idi. Değişen bir şey yok. Bu "Büyük Oyun"un aktörleri, kötü adamları ve tahrikçileriyle aynı. Öymen'in konuşmasını, menhus emellerini unutturmalarına yarayacak. "Dersim" sözde "katliamı" vesilesiyle, "mağdur" rolünü oynamaktalar. Ve maalesef, bazıları eziklik ve adeta suçluluk komplesiyle bu "oyuna" alet oluyorlar!

 

HASSAS NOKTA

 

Bamteli "Aleviler", Tunceli'deki Kürtler büyük çoğunlukla Alevi! Bunun için şimdi Dersim harekâtını "Alevilere karşı yapılmış bir zülüm" diye gösterip, tüm Alevi ve Bektaşi vatandaşları tahrik etmekteler... Benim bildiğim, Aleviler, bu numarayı yutacak kadar aptal değildirler. Dersim'deki Kürt isyancıların "Alevi olmaları, bölgedeki Türklere, Türk askerlerine, yöneticilere öldürmelerine engel olmamıştı! Gerçek Alevi olsalardı, bunları yapmazlardı!

Onur Öymen, TBMM'de "açılım" vesilesiyle yaptığı konuşma, aslında "Kürt Sorunu"nun yakın tarihini anlatan mükemmel bir konuşmaydı... Ve bu konuşmadan, bugün alınacak çok ders vardı... Onur Öymen, PKK ve APO ile masaya oturmak önerilerine karşı sordu: "Atatürk Şeyh Sait'le müzakere mi etti? Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti? Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Ve Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında bütün analar ağlamadı mı? Kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi."

Ben ekleyeyim; Dersim hareketiyle bitirdi!

Öymen'in konuşması, tarih kitaplarına mehaz olacak kadar bilimsel gerçeklere dayanan, mükemmel bir konuşmaydı. Bütününü okumak lazım. Aslında diğer saptırmaları bahane... Öymen'e, konuşmasında gerçekleri açıkladı diye kızdılar! Ama bu gerçekleri "Alevi" katliamı diye karartıyorlar. Ne demiş Öymen? "Dersim'de analar ağlamadı mı?" Tabi aslında takıldıkları, fakat söylemeye yazmaya, "şimdilik" cesaret edemedikleri "Atatürk, Dersimde gereğini yapmıştı" ifadesi!

 

Evet, Atatürk şimdi yaşasaydı, gene "gerekeni" yapardı... AB'den. ABD'den, icazet beklemezdi!

Acı olan bugün iktidar mevkilerinde bulunanlar, "gerekenleri" yapamıyorlar. Milleti "açılımlarla", "Analar ağlamasın" sözleriyle oyalıyor ve uyutuyorlar. "Büyük Kürdistan" gözler önünde gerçekleşirken...

 

 

ONUR ÖYMEN, DERSİM, VS.

Dr. O. Can Ünver

 

Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen'in TBMM'deki "açılım" görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada devlet otoritesine karşı isyan niteliğindeki Dersim (Tunceli) olaylarını diğer isyanlarla birlikte zikretmesi Türkiye'de garip ve aşırı sert bir tartışma başlattı.

Sayın Öymen o konuşmasında yurdumuzun birliği için ve bu birliğe kastedenlere karşı devletin gerekli tavrı koymasının doğal olduğunu vurgulamaktaydı.

 

Bu sözlere karşı derhal bir kampanya başlatıldı; Onur Öymen'e karşı haksız ve anlamsız suçlamalar ortalığa dökülüverdi.

Birdenbire ne kadar bilgisi olmadığı halde fikir sahibi olan yazar, gazeteci, politikacı vs. varsa meydana çıkıp ne denli Cumhuriyet tarihi "uzmanı" (!) olduklarını göstermeye çalıştı.

Hele biri var ki, yani söylediklerini dinlerken neredeyse işitme duyumu yitirdiğimi sanacaktım. Hazret Dersim olaylarında yitirilen canların sayısının Çanakkale'deki şehitlerin sayısından hemen sonra geldiğini beyan etti (!).

Bilirsiniz, Çanakkale harbinde 120 bin şehit verdiğimizden söz edilir. Hatta bu sayıyı az bulanlar da vardır. Bu hesapla acı olayların yaşandığı o tarihte Tunceli'de on binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirmiş olması gerekmekte (!?). Yapılan nüfus sayımlarına bakılacak olursa böyle bir kayıp - çok şükür ki - yok.

Şimdi Tunceli olayları ile ilgili bilgi sahibi olmak isteyenlere bir kaynak önermek istiyorum. Aşağıda künyesini verdiğim esere bakanlar Cumhuriyet tarihimizde başka örnekleri de olan devlet otoritesine karşı ayaklanma niteliğindeki "Dersim olaylarının" perde arkasını ve orada gerçekten neler olduğunu öğrenebilirler: Selami Saygın, Yeni Şark Meselesi. Ülke Yayınları. İstanbul 2003. S.136-153.

Tarih okumadan, merak dahi etmeden olanı biteni anlamak mümkün değil. O nedenle umarım bu tatsız vesileyle konu hakkında bilgi sahibi olanlarımızın sayısı artar ve 1937 yılında bu güzel yurt köşesinde Cumhuriyet hükümetinin etnik ve dinsel temele dayanan bir isyanı değil de feodal koşulların sürmesini arzu edenlerin başkaldırısını bastırdığını anlarlar.

Şimdi gelelim Sayın Öymen'e. Bu değerli devlet adamının Almanya'da Büyükelçilik yaptığı yıllar çok geride değil. Onun nasıl tüm yurttaşlarımızı kucaklamak ve dertlerine derman olmak için ülkeyi karış karış gezdiğini, neredeyse her toplantıya katıldığını ve Almanya'daki Türklerle nasıl kucaklaştığını hatırlayanımız çoktur. Onur Öymen o güne kadar kimsenin karşılaşmadığı bir üst düzey diplomat tipini temsil ediyordu. Bu son tartışma çıktığında bir gazetemiz Onur Öymen'i Yunanistan'la yaşanan Kardak krizinin de suçlusu olarak ilan etme gaflet ve hatta ihanetinde bulundu. Gazetenin bence bu son derece talihsiz yazısına göre o tarihte Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olan Onur Öymen Kardak kayalıklarında Yunan bayrağının dalgalanmasına müsaade etmeliymiş! Şimdi sormak gerekmez mi? Bize ne oluyor böyle? Bu ne izansızlık, nasıl bir zavallılıktır? Doğrusu adını koymakta güçlük çekiyor, böyle yazıları yazanları ve basanları da utanmaya davet ediyorum. Sayın Öymen tüm diplomatlık yaşamında ve bugün de Türk parlamentosunda eskilerin deyimiyle "ismiyle müsemma" bir duruş sergilemektedir. Onur Beyi pek iyi tanıyan Almanya Türklerinin de büyük çoğunluğuyla bu duygu ve düşüncelerimi paylaştığını biliyorum.