Hedefleri kaç Türk kaç Kürt

 

Hedefleri kaç Türk kaç Kürt

Fatih ÇEKİRGE

DTP’nin yayınladığı "Siyasi Tutum Belgesi"ni defalarca okudum. Satır aralarında dolaştım.

İz sürdüm.

Ulus devletten çıkışı, bölgesel bayrak tanımlaması ve özerk demokratik bölge uygulamasını istemesi her şeyi gösteriyor.

Bu bir siyasi öneri.

Kapatma gerekçesi olabilir mi?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın nasıl değerlendireceğine bağlı.

Ben hukukun öteki yakasından, yani siyasetten bakıyorum.

Ve öyle bakınca satır aralarına gizlenmiş bu cümleyi gün ışığına çıkartıyorum:

- Türkiye’nin demografik yapısının belirlenmesi.

DTP’nin söylediğinin özet cümlesi bu. Yani örneğin nüfus sayımında etnik kökenin de sorulması.

İşte vahim olan budur.

Türkiye’deki Türk-Kürt oranının sorgulanmaya çalışılmasıdır bu...

Dikkat edin, PKK’nın silahsızlandırılma süreciyle DTP’nin tutum belgesini yayınlaması aynı zaman dilimine rastlamıştır.

Türkiye bu konuda "silahların ötesi"nde bir siyaset çizgisi ve kararlılığı oluşturmalıdır.

Türkiye’nin uydulardan alınacak istihbarata değil, vatandaşının gönlünde ne olduğunun istihbaratına ihtiyacı vardır.

Siyasallaşma sürecinin fotoğrafı      12.11.2007

 

                    

 

 

GÜNLERDİR hem yazıyorum, hem TV’lerde söylüyorum.

ABD’nin "istihbarat paylaşımı" adı altında söylediği şeyin özeti şudur:

- Tamam ben PKK’yı silahsızlandıracağım, ama sen de hem Kuzey Irak’taki Kürt devleti oluşumunu kabul et, hem de PKK’nın siyasallaşmasına izin ver.

Demokratik bir PKK yani!!!

Sakın ABD’ye kızmayın. O kendi menfaat rotasına göre dümen tutuyor. Ve işte dün Akşam Gazetesi’nde yayınlanan DTP "Milletvekili" Fatma Kurtulan’ın elinde silah PKK kampındaki fotoğrafı bu rotadaki her şeyi açıkladı.

Kurtulan "siyasallaşma süreci" nedeniyle dağdan şehre gönderilmiş. İşte o süreç içinde aday gösterildi ve TBMM’ye girdi.

Bu gelişme DTP’de Ahmet Türk’ün tasfiyesi ve keskinleşmeyle eşitleniyor.

Dağ, şehre tam anlamıyla hákim olmuştur. Dağ, şehre inme operasyonunun siyasallaşma aşamasını başlatmıştır.

İşte ABD’nin sözünü ettiği şey de budur.

PKK’nın silahtan arındırılması ve siyasallaşması.

Peki bu durumda Türkiye ne yapacak?

Asıl soru bu?

Fatma Kurtulan yalnızca bir örnektir.

 

Şeref madalyası mecburen verildi

SORU şuydu: "Anıtkabir’i ziyaret etmeyen Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud’a neden Devlet Şeref Madalyası verildi? Gerekçesi neydi? Ne yapmıştı?"

/_newsimages/4434726.jpgBu soru kısa sürede büyüdü, Çankaya Köşkü’nden kulislere düştü.

Olay şu:

Suudi Kralı’nın Saray Nazırı, bir süre önce Ankara’ya bir haber gönderdi:


"Kral Hazretleri Sayın Gül’ü tebrik ziyareti yapmak istiyor."

"Buyursun gelsin" cevabı verildi. Ardından nazır, Riyad Büyükelçimizi

aradı: "Kral Hazretleri, Sayın Gül’e bir nişan hediye etmek

istemektedir."

Bilgi, Ankara’ya gider ve "Tabii şeref duyarız" cevabı verilir. Aradan biraz daha zaman geçer. Nazır bir daha arar:

"Kral Hazretleri nişan verecekler. Siz bu konuda mukabil bir şey yapmayı düşünmez misiniz?"

Ankara düşünmeye başlar. Nedir bunun karşılığı...

Devlet Şeref Madalyası.

Verilir. Ve böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez birisine "mecburi olarak şeref madalyası" verilmiş olur.