HAYRÜNNİSA GÜL 'ÜN ARSASI VE FORMULA 1

 

HAYRÜNNİSA GÜL'ÜN ARSASI VE FORMULA 1

Kıymet Nadir- BİNDEBİR /
 
kiymetnadirbindebir@gmail.com

Hayrünnisa Gül, gelir getirici bir işte çalışmadığından, herhalde mutfak bütçesinden biriktirdiği parayla, bundan 14-15 yıl önce, (
Recep Bey İstanbul Belediye Başkanı’yken) İstanbul-Akfırat’ta arsa satın alır.

Türkiye’yi
 ticari mal zannetmekte olup, sık sık Türkiye’yi  marka yapmaktan bahseden Başvekil de, 2003 yılında, yine biz “İstanbul’u marka yapacağız”  konuşmasıyla işte bu Akfırat’ta Formula 1 pistinin temelini atar.

Şimdi Metin
 Münir’in geçen yıl yazdığı yazısından  alıntılıyorum:
 
“Hikâye, 2000 civarında bir grup cingözün
 Formula 1’i Türkiye’ye getirmek için bir  şirket kurmasıyla başladı. Bu cingözler yalan dolan istatistikler uydurarak Formula 1’in Türkiye için  kârlı bir iş olduğu izlenimini yaydı. Oysa Formula 1’in yıllık gelirinin pistin bakım ve işletme giderini bile karşılayamayacağını  biliyorlardı.

Mehmet Ali
 Şahin ve Kemal Unakıtan’ın desteğini aldılar. Erdoğan’ı da işin içine çektiler. Şahin’in desteğiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İstanbul Pendik Tepeören mevkiindeki 2200 dönümlük arazisi Formula 1’cilere tahsis  edildi.
 
Formula 1
 yarışlarının yapıldığı 15 Avrupa ve Amerika kıtası  ülkesinin hiçbirinde yarışları devlet finanse etmiyor.  Buralarda iş, riski ve kârıyla tamamen özel sektöre aittir. Bizim cingözler ve siyasetteki ortakları Türkiye’de işi devletin ve yarı kamu kuruluşu olan odaların üzerine yıktılar. Unakıtan ile Şahin,  herhangi bir fizibilite raporu görmeden çekleri imzaladı.  Unakıtan yarışların düzenleyicisi olan Formula One Association’a, Türkiye adına 2011 yılına kadar  94.5 milyon dolar ödeme taahhüdünde bulundu. 60 milyon dolara çıkacağı vaat edilen tesislere 300 ile 400 milyon dolar arasında para harcandı.   
Tesisler  Ağustos 2005’te bitti. Başbakan tarafından açıldı. Ama sahtekârların vaat ettiği gelirler gerçekleşmedi. Onlar dünyada 3.5 milyar insanın Formula  1 yarışlarını seyredeceğini söylemişlerdi. Oysa seyirci sayısı taş çatlasa 300 milyondu. Yarışları seyretmek için 150 bine yakın yabancı İstanbul’a gelecek, “muhafazakâr bir hesapla” 85 milyon  dolar para bırakacaktı. 15.000 kişi bile gelmedi, 1.5 milyon dolar para bile bırakmadı. Dünyada Formula 1 tesislerine bu kadar çok para harcamış, bu kadar az gelir  elde eden ikinci bir ülke yoktur.
Hükümet,
 tesisi çalıştıramadığı için yıllığı 3 milyon dolara Formula One Association’a kiraladı. Aynı hükümet yarışların İstanbul’da yapılması için her yıl bu şirkete 13.5 milyon dolar ödüyor.”

 

O ne hayırlı bir  tesadüftür ki; pistin temeli atılır atılmaz Akfırat Beldesi’nde arsa fiyatları zıplar. Pistin etrafındaki imara açık alana adı rezidans’la,  konak’la biten villa siteleri kondurulur.  
2009 Ocak ayında,
 400 Jandarma’nın Akfırat Belediyesi’ne  yaptığı bir baskında, Akepeli Belediye Başkanı Hilmi  Yıldız ve daha 25 kişi tutuklanır.  Akfırat Belediye  Başkanı’nın kasasından, eski Devlet Bakanı Mehmet  Ali Şahin’in kendisine arsa alması için verdiği  vekaletnameler çıkar.  Hayrünnisa Gül’ün de Akfırat Beldesi’nde arsa  aldığını, -biz saflar- bu aşamada öğreniriz. Nedense  Gül Hanım’ın arsasına ait vergi ödeme makbuzları  Akfırat Belediye Başkanı'ndadır. Gül Hanım  “Arsaları birikimimle aldım. Belediyeciyi tanımam. Tapular (dikkatinizi çekerim birden fazla tapu), vergi makbuzları bendedir” der. Arsanın yeri, değeri hakkında açıklama yapılmaz.

Formula 1  tezgahıyla Akfırat’ta kimlere özel rant  yaratıldı, herhalde bunun belgeleri de yakında birilerinin alnına çivilenecektir.  Benim kanıma dokunan başka birşey var burada. Formula 1’in Türkiye’deki ‘elit’lere “Gelin  bilmemne marka arabanın son modelini görün”  çağrısı yaptığı halde ‘elit’in bir  mensubu (!) olarak benim çağrılmamış olmam...
 
Oysa, Türk
 toplumunu ilmek ilmek çözmeyi tezgahlayan bir Soros vakfı enstitüsüne göre fena halde ‘elit’im.
Soros çocukları;
 ‘Seçkinler (elit) kimleri, neden, nasıl  ötekileştiriyor’ başlıklı bir Araştırma yapacaklarmış. İlanında diyorlar ki; “...prestijli okullarda okumuş, iyi meslek sahibi, aslında yüzü Batı’ya dönük seçkinlerin, neden Türkiye’yi  ilgilendiren siyasi konularda Batı’ya şüphecilikle yaklaştığını anlamaya çalışacağız.”

Demek ki yarım
 milyon dolara otomobil satan için ‘elit’ o  arabayı alacak maddi güçte adamken, Soros çocukları  için elit, Türkiye’nin ulusal güvenliği, ulusal  çıkarları söz konusu olduğunda Batı’yı bilen ama Batı’ya güvenmeyen iyi eğitimli, şehirli orta  sınıf.
Soros
 çocuklarının, psikolojik operasyoncuların alt-üst  ettiği kavramlara bu sadece bir örnek.

 

Aslında bütün  bunlar Hayrünnisa Gül’ü beygir sırtında  bacakları açık görünce aklıma geldi.
Cidde’de
 yaşadığı yıllardan bilir herhalde; İslam ülkelerinde  kadınlar ata, bisiklete, motosiklete kendisinin yaptığı  gibi bacakları açık binemezler. Ancak bir erkeğin  arkasında, bacakları bitişik, yana sallayarak oturabilirler.  Şimdi bu hatunlar  markalara tapınır, ben semt pazarından giyinirken, Bu hatunların  arsaları altınla kaplanmış gibi değerlenirken benim  mendil kadar arsanın zararına gitmiş olması falan benim  ‘elit’ olduğum (!) gerçeğini değiştirmez.

Halk kadını Hayrünnisa Hanım, kadınları ata bisiklete yan bindirecek, ülkeyi mayına yan bastıracak adamlara koltuk değneği olurken, ben salak elit (!) onun spor yaparken bacaklarını sonuna kadar açabilme hakkını savunmaya çalışırım.
 
O ne yapar? Binlerce yıllık tarihi eserin, nesli tükenmekte olan bitkinin-canlının, su havzasının üzerine asfalt dökülmesinden, halkın trilyonlarca Lira parasının toprağa gömülmesinden rant sağlar.

Yedi yıldır “Türkiye’yi marka yapacağız” diye konuşan, marka saplantısıyla kıvranan, kültürel, zihinsel boşluklarını pahalı markalarla doldurmaya çalışan AK insanlar bunlardır işte. Kadını erkeği hepsi asfalt karasıdır bunların.  Sırf yarış pisti için toprağa gömülen 400 milyon Dolar, yılda 13,5 milyon Dolar kira ödemesi, 95 milyon Dolar Formula 1 derneğine ödeme...Hepsi bu halkın parasıyla...Bunların iktidarından fayda uman da bana ‘elit’ diyen Soros vakfı aydınları (!).

Çakmak satıcısından asfalt danışmanı çıkartıp adamın cebine milyonlarca Euro koyan asfalt karası adamlar AK, ülkenin ulusal güvenliği söz konusu olunca Batı’ya şüpheci yaklaşan insanlar ‘elit’...
 
Demokrat denilenler aslında liberal, cumhuriyetçi denilenler aslında demokrat...

Terör örgütü elemanı olmaktan tutuklu aslında aydın ve madalyalı kahraman, onu yargılayan mahkemenin gizli tanığı kardeşini kesmiş, annesinin ciğerini yemiş 80 suçtan sabıkalı, bölücü teröristin önde gideni...
 
Milletin dini inanç nedeniyle zekat diye verdiği milyonlarca Euro’yu cebellezi eden namuslu, bu dolandırıcılığı açığa çıkartan iftiracı...
 
Atatürk’ün elindeki sigara sansüre tabi, kanlı cesetleri ekranda göstermek serbest...
 
Medyanın genel ahlak kurallarına uygun yayın yapmasını denetleyecek olan adam tescilli kumarbaz, dolandırıcılık şirketinin kasası, öte yandan haberler artık gecelikle yatakta sunulacak kadar erotik...

Bu karışıklıkta Hayrünnisa Hanım’ın kafası da karışmış olmalı ki; tutmuş terörle mücadelede 20 yaşında öldürülen gençlerin anneleriyle teröristlerin ailelerini bir araya getirmeye kalkmış.

Duyduysa eğer, Şehit Anneleri Derneği Başkanı Pakize Akbaba’dan almış cevabını:
“Bunlar şehit ailelerini de bölüyor. Bu bana hakaret. ABD’nin maşalarıyla, ülkemi bölmek isteyenlerle mi biraraya geleceğim! Eşinin dosyası daha adalete gitmedi. Hayrünnisa Hanım önce onu temizlesin. Benim çocuğumun katilini benim önüme getirmesinler. Herkes haddini bilsin, yerinde otursun.”

Atlantik ötesinden tıkma akılla bu kadar oluyor Aziz and Azize okur!
Asfalt Karası Parti'nin 'barış' projeleri bile bu yüzden bölücü.