Öyle salaklaştın ki, magandayı karizmatik, göbeğinin altındaki noktayı kaşıyarak dolaşan sakallıyı sevimli ve komik bulma

 

Sen Bittin Hanım! Ülkeyi de Bitirdin...  
Kıymet Nadir BİNDEBİR  

 

     Öyle salaklaştın ki, magandayı karizmatik, göbeğinin altındaki noktayı kaşıyarak dolaşan sakallıyı sevimli ve komik bulmaya başladın.

Sen bittin Hanım! Ülkeyi de bitirdin...  
     Korkudan, baskıdan, tehditten çıldırmasaydın; hormonların, doğa ana, o üç günlük bebeğini akıl yoluyla sevdirecekti sana. Keskin bıçaklarla doğramayacaktın bebeği.
Nohuta, kömüre, üç kuruşa, bi çeyrek altına rehin alınmış olmasaydın, 14 yaşındaki kızını 80’lik sapığın kucağına ellerinle oturtmayacaktın.
   Bi boktan kaloriferli daireye gelin değil rehin gitmeseydin, küçük kızlara tecavüz eden ‘kocam’ dediğin muşmulayı mapus kapılarında ‘savaş gazisi’ gibi karşılamayacaktın.
Bir gururun, bir onurun olacaktı.
    Hanım nesin sen? Aklını kimlere, ne karşılığı kiraya verdin Hanım sen?
Çocuğuna; bir baş okşamasındaki şefkatle, memesinin mıncıklanmasındaki taciz arasındaki farkı,  beden dersinde hocanın ikaz eden/düzelten dokunuşu ile cinsel organına giren parmak arasındaki farkı öğretecek bir eğitim istemedin.
‘Kuran kursu da kuran kursu!‘ diye tutturdun.
Dinini öğrensin diye,  evlâdını. yıkılmak üzere binalara, islamcı teröristlere teslim ettin.  
Seni açlığa mahkum edenler, pişmeyen bayat makarnayla, böcekli mercimekle oyunu satın alırken, sen çocuğunu ‘Bir tas sıcak çorba içebilsin’ diye seni linçlere kurban edecek tarikat yuvalarının batak evlerine bıraktın.  
   Sen evlâdından vazgeçebildiğin gün bittin Hanım!
Seni evladından vazgeçirenler, kendi evlatlarını Amerikalarda yaşatırken sana yapılanı farketmedin ya, sen o vakit bittin!
     Korkuların erimiş kurşun gibi hormonlarının, insanlığının, anneliğinin üstüne yağdı Hanım!.  
Korku bütün duygularını dağladı, geriye bir İTAAT bıraktı. İçi boş korkularla seni tehdit edene itaat etmeyi KUTSAL belledin. Erkekten korktun, ölümden korktun, kabir azabından korktun, öte dünyada şefaâte mâzhar olamamaktan korktun. Korkudan çıldırttılar seni. Korkudan aklını oynattın sen.
İtaatkâr olmanı talep eden kadın düşmanının kafasının içi kadar boş o korkular senin içini boşalttı. Beynindeki sıvıyı, hormonlarını kuruttu korku!
    Nesin, kimsin sen hanım? Bittin sen farkında mısın?
Bu seçimlerde din baronlarını bir kez daha oylarınla, ellerinle güvercin besler gibi beslersen havalanacaklar. Güvercin gibi, havalanınca elinden yediğinin tepesine sıçacaklar.
29 Mart’ta desteklemeye devam ettin, 30 Mart’tan itibaren seni de beni de envai çeşit linçlere tabi tuttular biliyor musun???
Şu çektiğin yoksulluk ne ki! İçmeye su bulamayacaksın Hanım, içmeye suuuu!!! Anlıyor musun?
Sen çoktan bittin de Hanım, bu gidişle beni de bitireceksin!
     Büşra, Kübra, Sümeyye, Hayrünisa kimsen kimsin...Seni korkutanların, tehdit edenlerin gözünde hiç önemin ve senin gibi ölmeden kefenlenmiş, tesettüre girmiş diğer kadınlardan hiçbir farkın yok.
Tek tipsin sen! İstediğin kadar renkli, istediğin kadar marka giy, farklı görünmeye çalış. Aynısın! Hepinizin aklı, ruhu kurumuş sizin Hanım!.
Sen Hanım! Kızını istemediği bir oğlanla nişanlayıp, oğlan tecavüz etsin diye kapıyı üzerlerine kilitledin...
    Tecavüze uğrayan kızını öldürmeleri için ailenin erkeklerine yetki verdin...
Kızını bir kangal iple odaya kapatıp kendisini asmasını bekledin.
Asmayınca fare zehiri içirdin. Gencecik kızdı, fare zehiri öldürmedi, kızını boğdun...
Bebeğini kestin, doğradın... daha yaşına girmemiş bebeğin bezini tecavüzcüler saldırsın diye açtın...
Bu resimlerin hepsinde türbanlı-tesettürlüydün sen!
Doğalgaz borularının çatladığı demlerde, çatlayan, serha serha yarılan ar damarı senindi. Türban yetmedi, ar damarını tutsun diye türbana, alnını kapatan o içbandı ekledin.
Hanım nesin sen? Kimsin sen?
‘Kimsin nesin?’ diye sorduğuma bakma, seni çok iyi tanıyorum aslında Hanım!
     Güney Afrika’daki, 60 derece santigradda, tecrit edilmiş halde oksijensiz yaşayabilen bakteriyle aynı familyadansın sen.
‘Kadın’ kelimesinde cinsellik bulanlar sana ‘Hanım’ı asalet unvanı gibi yapıştırdılar-yakıştırdılar. ‘Kadın’ denildiğinde şeytanla özdeşleştirilmekten korktun.
Hanımlık hoşuna gitti. O hanımlığı dik tutmak için röntgen filimlerini kıvırıp kafanı katmer katmer kumaşlara sardın. Bakteri gibi üredin, yayıldın.
    Memlekette suç oranı arttıkça ‘maneviyat eksikliğinden’ dediler inandın. Din’siz ahlak, din’siz namus olmaz sandın. Sana din pazarlayanlar en büyük ahlaksızlıkları, namussuzlukları yaptılar, hoşgördün.  ‘Çalsın ama iş yapsın’ dedin.  
Alkolü yasaklayanların, aslında Afganistan’dan, İran’dan gelen eroine pazar açtıklarını senin seyrettiğin tv kanallarında söylemediler. Haberin olmadı...
Savaşı ‘ümmetin duaları’nın durduracağına,
Çok çocuk doğurmanın aileyi kurtaracağına,
Kafanı gözünü güneş ışınlarına kapatmakla allahın emrini yerine getirdiğine iman ettin.
Sen bittin Hanım, ama biterken ülkeyi de bitirdin!
     Sadakayı ‘adil dağıtım-sosyal devlet’ diye yutturdular sana, saldırganı, edepsizi, cahili sultan diye ...
Ecelini ‘büyük Osmanlı’ diye şekere bulayıp yutturdular,  bir ayağın hep çukurda, öbür  ayağının altında muz kabuğu yaşamayı ‘hayat’ diye...
   Az mürekkep yalamışını köşelere yazar, diksiyonu düzgünce olanını tv lere spiker yaptılar senin, ‘Elhamdilüllah çalışıyoruz’ dedin. 2007 seçimlerinden sonra bir yıl içinde 250 bin kadının neden iş hayatından çekildiği seni ilgilendirmedi.
Senin aklını, bedenini, hormonlarını kontrol altında tutabilmek için eğitimli moronlarla cahil din tüccarları işbirliği yaptı.  
     Almanya’da, Türkiye’de, senin gibilerin parasını ‘yardım’ adı altında toplayıp o milyon dolarlarla kanallar kurdular. Ekranlardan, tesettürlü falcı şarlatanların psikolog bilim kadınlarını nasıl tokatladığını izlettirdiler sana.
     Tesettürsüz ‘Kadın’ı tesettürlü ‘Hanım’a, bilimi dine dövdürdüler.
Mest ettiler seni mest!
Elindeki televizyonun uzaktan kumandasıyla kumanda ettiler seni Hanım!
‘Saklı içerik’ kavramını hiç duymadın ama seyrettiığin her dizide, her filimde konaklı, malikâneli zengin hayatları yaşamak için çalışmak gerekmediğini kafana soktular. Tek yapman gereken ‘teslim olmak’tı.
Allaha, iktidara ve erkeğe teslim olmak! Teslim oldun ve bittin Hanım!  
 
     Öyle kaptırdın ki kendini televizyonda izlediğin hayatlara, gerçeği senaryoyu birbirine karıştırır hale geldin. Dizide doktor rolü oynayan adama “Ameliyatımı sen yap” diyecek kadar salaklaştın. Magandayı karizmatik, göbeğinin altındaki noktayı kaşıyarak dolaşan sakallıyı sevimli ve komik bulmaya başladın.
     Nasıl dövüldüğün, nasıl doğrandığın, saçlarından tutulup nasıl yerlerde süründüğün  haberleri fazlaca çıkmaya başlayınca, hiç evlenmemiş, muhtemelen kadın bedenini hiç tanımamış, etrafında evlenmesi yasak erkek hizmetkârlarla, müritlerle yaşayan bir Amerikalı Halifetullah Atlantik ötesinden senin için fetva verdi.  
     ‘Dayak yiyen kadın teykvando öğrensin’ deyip dalga geçti seninle. Uyanmadın!
Yabancıya villa yapmak için yüzlerce yıllık ağaçlarını kestiler.
Suyuna zehir kattılar, seni besleyecek olan toprağına ‘altın çıkaracağız’ diye asit döktüler. Uyanmadın!
Sana Toki’den suyu akmayan, asansörü çalışmayan çürük daireleri kakalayıp kendileri Delirium Sakatat Rezidans Konakları’nda altın kaplama keneflere sıçtılar. Yine uyanmadın!
Ülkede iç savaş çıkartmak üzereler, Hizbullah, Taliban meydanlarda at koşturuyor, PKK istediği herşeyi koparttı devletten, sen hala uyuyorsun.
     İsimler uyduruyorlar o kanallarda;  Claude Cohen, Jack Turmeric, Henry Cinnamon nasıl müslüman olmuşlar. Peygamberinle ilgili ne güzellemeler yapmışlar. Bunları anlatıyorlar... Oysa yok o isimde adamlar. Varsa da müslüman falan olmamış, Muhammed’e güzelleme falan da yapmamış. Sana 10 dakikada elli isim uydururum onlar gibi Hanım, altmış da  hikâye!
Erkek şairlerin erkek sevgililerine yazdığı aşk şiirlerini fonda ney’le, kanunla salya sümük dinletiyorlar sana. ‘Allah aşkı’ sanıyorsun...
   
Sen bittin Hanım! Biterken beni de ülkeyi de bitirdin!
Mercimeği, bulguru alıp oyunu verdiğin adamlar ülkede satmadık bir bok bırakmadılar.
Yakında tarımını Amerikalı yapacak, tarlanın kenarındaki suyun vanası İngilizin elinde olacak. Su faturasını onlara ödeyecek, tarlanda onlara marabalık edeceksin.  Gavur, Ziraat Bankası kadar bonkör olmayacak: Ödeyemediğin borca, krediye karşılık evine, arazine el koyacaklar.
Oy verdiğin parti ülkeyi iç savaşın eşiğine getirdi sen yine uyanmadın. Sıra gölleri, dereleri, nehirleri, SUYU SATMAYA geldi Hanım!
   Son seçimlerde de oyunu ‘Çalsın ama iş yapsın, satsın ama iş yapsın...dinime sahip çıktı, gıda kolisi gönderdi, çeyrek altın verdi’ dediğin sahtekârlara verdin. Sen bittin,  beni de bitirdin, şu güzelim ülkeyi de Hanım!
Sana, doğurduğun çocuklarına nasıl bir hayat biçtiklerini hala anlayamadınsa şu resme bir bak Hanım!
Bu çocuğun ensesindeki tırnak izleri, güvercin gibi ellerinle, oylarınla beslediğin iktidar partisinin genel başkanına ait. Çocuğun ensesini sıkmış, tırnaklarını geçirmiş.
Şimdi bari tehlikenin biraz olsun farkına varabildin mi Hanım??
Bu pençelere kendini, evladını, ülkenin geleceğini teslim edebilecek misin Hanım?
Edersen eğer, sen de ben de bittik ve en önemlisi bu ülke bitti. Koca Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz burada, müsveddesi yok bunun Hanım!